Tag Archive: yani


Öncelikle şuu belirtmek istiyorum, ben ablamdan sonra K-pop hayranı oldum. Bana bu harika grupları, soloları tanıtan kişi, mükemmeliyetçi ablamdır. Her ne kadar % 95 konuda anlaşamasak ve tartışsak da bazen onun görüşlerini dinleyip kendi atladığım noktaları fark etmek gerçekten çok şey katıyor.

 

Bunlardan biri de yeni bir olay olduğunda gidip ona anlatır ve yorumlarda şöyle şöyle yazmışlardı derim (genellikle en taze haberler yabancı ya da international sayfalardan çıktığı için o sayfaları takip ederim yani yorumlar genelde Türklerin yazdıkları değildir), o ise “Ya Aslı mal mısın kızım sanane onların ne düşündüğünden ne dediğinden? Bırak havlayan köpek havlasın. Gereksiz işlerle uğaşma” der tabiri caizse. Düşününce evet ablam haklı cevap vermeye bile gerek yok bazılarına ama bazen de, tıpkı ben ve ablamda olduğu gibi yeni bir bakış açısı kazandırabilmek adına cevap vermen gerekir, “Susma, sustukça sıra sana gelecek!” misali.

Bu demek değil ki tartış kavga çıkar. Sadece belirt… Rehber ol.

 

Ablanı mı okuyacağız demeyin konuya geliyorum, gün geçtikçe yepyeni gruplar çıkıyor k-pop’da. Bunun en büyük nedeni de, eskilerin yani bizi k-pop hayranı yapanların bu derece tutuluyor olması.  Bu yüzden hayran kulüpleri de artıyor tabii ki, oluşan bu rekabet ortamının yanında. E biz de insanız haliyle her grubu her kulübü tanıyamayız. Ön yargıların olması ise çok normal bazı aşırı milliyetçi(hayran olduğu grup için) hayran yüzünden bir grubu yanlış ve ya eksik tanıyabiliyoruz. Şimdi gelelim zurnanın zırt dediği yere…

Bir çok yerde belirttiğim gibi  ben 2PM dinleyerek başladım ancak, Big Bang Haru Haru ile aşık oldum k-pop’a. Ki hala o şarkının benim üzerimde tarif edemediğim bir etkisi var tıpkı Rihanna’nın Please Dont Stop the Music adlı şarkısı gibi. Ancak sonrasında tereddütle de olsa Super Junior’ı tanıdım. Ve hayatımın dönüm noktası oldu bu tanışma.

 

Hangi hayran kulübüne ait olursanız olun başka bir gruba ve ya solo sanatçıya ait bir şarkı için “Bu benim şarkım, sanki benim için yazılmış!” diyebilirsiniz. Bu gayet normal, çünkü bu kalbinizden geçer… Ama hayran kulübüne ait olmak ise çok başka bir şey. Benim görüşümde yaptığı müzik, tarzı, görünüşü bir yana sizi bir fanatik haline getiren kesinlikle kişilik meselesidir. Tıpkı arkadaşlarımızı seçerken ki gibi. Sizin gibi düşünen, sizi anlayabilecek, kafalarınızın uyduğu birini seçersiniz. İşte hayran kulüpleri de özellikle Türkiye’de büyük oranda böyle gerçekleşiyor bence.

 

Şahsım adına bir ELF olarak, diğer hayran kulüplerine baktığımda gördüğüm manzara şu;

2PM Hottest: Tıpkı Junsu gibi, dışardan bakınca normal ama kabiliyetli, içeriden bakınca fazlası ile kopuk (eğlenmeyi seven)

CNBlue Boice: (Fazla tanıdığım yok ama) sessiz sakin, etliye sütlüye karışmayan, polemiğe girmeyecek biri

FT Island Primadonna: (Gene pek tanıdığım yok) uysal mı uysal, şirin ve çekingen biri

DBSK Cassie: Hımmm bunun için sadece tutkulu desem iyi olacak….

UKiss Kiss Me: Malesef bir şey söyleyebilmem için en azından bir Kiss Me tanımam lazım ama sanırım yok (Hyung sizi istisna tutuyorum)

SHINee Shawol: Bu kesim biraz daha farklılık ile ön plana çıkar tıpkı Shinee’nin kendisi gibi. İtiraf etmeliyim içinde biraz kendini beğenmişlik vardır.

Big Bang VIP: Bunun üzerine biraz daha özel konuşalım aşağıda…

 

Kişilikten bahsetmiştim ya hani, hah işte yine aynı sebepten belki de bir hayran kulübü üyesi belli hayran kulübü üyeleri ile benzer olmadığı için oradan hiç arkadaşı olmayabilir, ve ya çok benzediği için çoğu arkadaşı da bu kulüpten çıkabilir. Benimkisi ise o hesap, gerçekten samimi olduğum ve bu sayede kendisini tanıyabildiğim bir VIP yok.

Ama bir gün bir sayfanın yorumlarında (Bu sefer Türk) “Big Bang’den VIP’ler yüzünden soğudum.” “Hiç dinlemedim tanıdığım VIP’ler yüzünden” vs vs gibi yorumlar gördüm. “Allah Allah ne alaka ya? Saçma.” diye düşünmüştüm. çünkü ben Big Bang dinliyordum ama itiraf etmeliyim yeni şarkılarını değil.

Neyse velhasıl kelam, insan görüp yaşadıkça olgunlaşır ya, okuduğum bir yazıya 3 ay önce verdiğim tepki ile şimdi vereceğim tepki aynı olmaz. İşte başımdan geçen bazı olaylar sebebi ile, “Vay anasını ne kadar haklılarmış!” dedim.

 

Son zamanlarda şu ortalarda dönen VIP-ELF zımbırtısını bir çoğunuz duymuş görmüştür eminim. Ben tepki vermeden önce gene her zaman yaptığım gibi yorumları okudum neler dönüyor diye. Sonra ablamın dediği gibi boş işlerle uğraşma prensibine uydum ve yorum yapmadım ama tekrar düşününce cevap vermeliyim dedim ve bunu yazmaya karar verdim.

 

VIP deyince benim aklıma gelen kesim şu oluyor, kendince olgun, dünyaya belli bir bakış açısı ile bakan (amaçsız değil yani), oturaklı ve kendi görüşünü belirtip eleştirmekten çekinmeyen, her zaman en iyisini isteyen… Bunlar kötü özellikler mi? Bu kişiye göre değişir. Aralarında beğendiğim özellikleri tabii ki var ancak bazı özelliklerden dolayı ile de kesin duvarları var ve bu da bazı şeyleri midelerinin kaldıramamasına sebep oluyor.

 

Bazılarınızın dediği gibi VIP ve ELF çok farklı iki kulüp. Yani karşılaştırmaya gerek yok ve anlamsızca. Ama birbirlerini tanıyabilseler bence daha iyi anlaşacaklar.

 

Mesela SUJU’nun espri anlayışı bir çok VIP’ye anlamsız ve ya kötü gelebilir. En basitinden SM Town Live in Paris’te Eunhyuk, Shindong ve Leeteuk siyah dar elbiseler giyip peruk takarak dans edip şarkı söylemişlerdi. Bunun videosunu gördüğümde Facebook’da paylaşıp “Eğer böyle yapacaklarsa gelmesinler Türkiye’ye istemiyorum” yazmıştım. Bu benim ve Türkiye’nin kaldıramayacağı ve çok tepki alacak bir şey olurdu.

 

Ancak Infinite’nin iki üyesinin bir konserlerinde Trouble Maker’ı yaptıklarını izledim ve ağzım açık kaldı. Ablama izlettim ve ona “Super Junior yapsa bu kadar şaşırmazdım ama….” dedim o da aynı şeyi düşündüğünü söyledi.

 

Sonra kısa zaman önce bir Shawol olduğum halde, Shinee World Konseri’nde Jonghyun’un Taemin’le yaptığı şeyi görünce midem bulandı gerçek anlamda. Gerçek olamazdı bu benim için.. Halbuki SUJU böyle bir şey yapınca bu tepkiyi vermiyordum ama onlar yapınca çok kötü ve kabul edilemez göründü bana.

 

Ama bir de şu var, Leeteuk telefon numarasını vermişti twitter’da sonra telefonunun ne hale geldiğini gösteren bir resim koyup artık kafayı yediğini yazmıştı. Bu twiti ilk gördüğümde, “Hayatta inanmam.” “Onun numarası değildir ki” vs gibi yorumlar yapmadım. Aksine “Bunu sadece Leeteuk yapardı zaten.” dedim. Çünkü öyle, bunu sadece Leeteuk yapardı..

 

 

Super Junior eşşiz bir grup, her konuda hemde. Ve samimi. Bu kadar haylaz olmaları ve kamera önünde bile bundan geri kalmamaları bize olan samimiyetlerini gösteriyor. Haylazlar çünkü bu içlerinden geliyor ve hiç düşünmeden bunu dışarıya vuruyorlar. Onların içinde bitmeyen bir enerji var ve birarada kalabilmek ve bu enerjiyi beraber dengelemek için ayrılmak istemiyorlar. Leeteuk’un dediği gibi “…Yalnız kalmıyorsunuz. Eğer yorgunsan yurtta konuşabileceğin biri mutlaka oluyor.”

 

Gelelim ELF’lere; Listeme bakınca çuğunun ELF olduğunu, samimiyete göre sıraladığımda ilklerde hep ELF’lerin olduğunu görüyorum. Ailem, ilk okul, lise, üniversite, iş, normal arkadaşlarım vs hepsi benim ne kadar yaramaz bir kız olduğumu bilir. Memleketimde bütün köy ahalisinin dilinde benim küçükken söylediğim sözler, yaptığım haylazlıklar dolaşır.

 

Lise arkadaşımla buluştuğumuz bir gün aramızda şu konuşma geçti;

“AN: Kore filmlerini izledikçe neden kişiliğinin bu kadar garip olduğunu anlayabiliyorum.

– İyi de ben Kore filmlerini izlemeden önce de böyleydim.

AN: Hayır yani kendini özdeşleştirmeni anlayabiliyorum. Beklenmedik şeyler yapıyorlar hep. Mesela A Moment to Remember’da kız çocuğun kolasını içip birde suratına geğiriyordu.

– Ne yani AN ben kola içip suratınıza mı geğiriyorum?
AN: Hayır öyle demek istemedim. Yani hiç beklenmedik şeyler yapıyorsun.”

 

Bunu bu yazıya başladıktan sonra, bulup yazdım ama o da kişiliğe değinmiş işte.. Her neyse demem o ki birinin ak dediğine sen kara diyebilirsin, ama bunun için sebeplerin vardır, aynı şekilde onunda. Bu yüzden en ufak şey de ortalığı karıştırmaya polemik yaratmaya gerek yok. Hepimiz isteriz ki bizim grubumuz öne çıksın o birinci olsun o kazansın, hep o hep o! Bu gayet normal. Ama yeri geldiğinde birlik olmayı ve saygılı olmayı da bilmeliyiz. İşi Fenerbahçe-Galatasaray taraftarlığına dökmeye gerek yok! Yeri geldiğinde Milli maçlarda o beğenmediğimiz takımlardan gelen oyuncuları destekliyoruz. Çünkü iş fanatiklikten çıkıyor. Çarşı’ya en iyi taraftar deniyor. Çünkü yaptığı bir çok şey var ve bence birlik var aralarında. Bizim de öyle olmalı. Kişişel olarak herkes sevdiği grup ve ya grupları desteklemeli ama olay bazen boyut değiştirdiğinde “Sen-Ben-O”dan çıkıp BİZ olmalıyız!

 

Big Bang, MTV EMA Ödülünü alırken canlı izleyenlerden biri de bendim. O zaman gururlanmıştım. Çünkü bu sadece Big Bang’ın ve ya VIP’lerin başarısı değildi, Neil Armstrong’un dediği gibi, K-pop için büyük bir adımdı. İtiraf edin hangi kulübe ait olursanız olun en az bir tartışmada Big Bang’in bu başarısını örnek göstermediniz mi?

 

 

Sadece bu da değil. Twitter trendlerinde özellikle son zamanlarda nasılda bir oluyoruz. Bir eels olarak, JKS için başlattığımız ilk trendde her kulüpten birileri vardı ve bir şeyleri birlik olarak başlattık. Ve sonrasında gelen etkinliklerde hep şu söylendi “Onlar bize destek olmuşlardı. Şimdi sıra bizde”

 

Kabul edelim şunu artık hepimiz birbirimize bağlıyız ve saçma sapan ayrılıklar çıkarıp o şöyle bu şöyle diyeceğimize birlik olalım ki ses çıksın. Biz, Türkiye’de k-pop’u ve Kore’yi temsil ediyoruz. Bu yüzden buna yakışır tavırlar sergilemeli ve kendi aramızda bölünmemeliyiz..

 

*Arkadaşalr derken listemdeki herkes ile bir muhabbetim yok tanıdığım ve konuştuğum kişiler baz alındı.

*Kız grupları ve hayran kulüplerini almadım çünkü genelde erkek grup hayranları çok ve bu olaylar yaşanıyor.

*Cassie’leri yazmadım çünkü ağzım durmazdı.

 

Umarım yazı beklentilerinizi karşılamıştır.

Daha çok,  hallyu yıldızı Kim Hyun Joong’un da bulunduğu SS501’ın bir üyesi olarak bilinen Heo Young Saeng, Japonya’daki kariyerine bu Ağustos’ta başlayacak.

Heo’nun ajansı 29 Mayıs’ta yerel medyaya Kore’de yayınladığı iki solo albümün ardından Ağustosta Japonya’da çıkış yapacağını açıkladı.Heo’nun ajansından bir temsilci “Daha sonra ilk solo konserini Eylül’de orada verecek ve denizaşırı ülkelere tura çıkacak,” dedi.Ajans personellerine göre, Heo’nun Japonca albümü !0 şarkı içerecek ve bunlardan bir kaçı onun Kore’de hit olan şarkılarının Japonca versiyonu olacak. “Diğer şarkılar tarz bakımından çeşitli orijinal şarkılar olacak (ilk defa yazılan Japonca şarkılar),” diye ekledi ajans temsilcisi.

“Heo Young Saeng’e göre onun hala gidecek çok yolu var ancak Japon hayranlardan gelen taleplerden sonra, orada çıkış yapmaya karar verdi,”.

22 Mayıs’ta, Heo ikinci EP’sini, yani solosunu Kore’de çıkarmıştı.
kaynak:dailykpopnews

Japonya’da keyifle yenen fugu yani balon balığını hazırlarken yapılacak en ufak hata hayatınıza malolabilir.

Ancak Japon yönetimi sadece eğitimli ve lisanslı aşçıların balığı pişirmesine izin veren yasaları gevşetmeye hazırlanıyor.

Şef Kunio Miura fugu hazırlamak için özel tahta saplı bıçaklar kullanıyor.

Bu bıçaklar pişirme ritüeli başlamadan önce özel kutularından şefin asistanı tarafından çıkartılıyor.

Kunio Miura neredeyse 60 senedir balon balığı pişiriyor ancak hala işine büyük bir özen gösteriyor.

Çünkü mutfakta yapacağı en ufak hata müşterilerinden birinin ölümüne neden olabilir.

Fugu Japonya’nın en özel yemeklerinden biri ve sadece seçkin restorantlarda servis ediliyor.

Miura Usta’nın çalıştığı restorantta yemek yemek isteyenler en az 120 doları gözden çıkarıyor.

Ancak fugu severler hayatlarını ne yaptığını bilen bir ustaya teslim etmek için bu bedeli ödemeye hazırlar.

Fugu yemeği özel lisansla satılıyor

Restorantın girişinde Kunio Miura’nın fugu pişirmeye yetkisi olduğunu gösteren bir sertifika asılı.

Belge geçen yıllarla birlikte sararmış.

Balon balıkları restorantın girişindeki bir akvaryumda yüzüyor.

Aşçı balığı pişirme hazırlıklarına kafasını keserek başlıyor.

Önce balığın gözleri ve beyni çıkartılıyor.

Çıkartılan parçalar üzerinde ”Yenilmez” yazılı bir tepsiye atılıyor.

Daha sonra balığın derisi yüzülüyor, iç organları çıkartılıyor.

Balığın yumurtalıklarını çıkartırken usta aşçı ”İşte burası en zehirli yeri” diyor.

”Bu balığın yumurtalıkları siyanürden 200 kat zehirlidir.”

2000 yılından bu yana Japonya’da Fugu yediği için hayatını kaybedenlerin sayısı 23.

Ölenlerin çoğu yakaladıkları balığı evde pişirmeye çalışan baıkçılar.

Japonya Sağlık Bakanlığı sözcüsü restoranlarda yaşanan bir zehirlenme olmadığını söylüyor.

Ancak geçen yıl Tokyo’nun en ünlü restoranlarından birinde bir yemeğe fugu karaciğeri parçasının karışması nedeniyle bir kadın hastanelik olmuş.

Balon balığı zehirlenmesi hızlı ve acılı bir şekilde öldürüyor.

Önce ağızda uyuşma hissediliyor sonra felç geliyor ve oldukça kısa süre sonra da ölüm.

Zehirlenen kişi ölene kadar bilincini kaybetmiyor.

Bu zehrin bir antidotu yok.

”Bu sizi öldürmeye yeter” diyor Miura usta deri inceliğinde bir dilim balık yumurtasını işaret ederek.

Sonra da parçayı özel tepsiye yerleştiriyor.

Bu parçalar hemen Tokyo’nun balık pazarına götürülecek ve orada yakılacak.

Miura Usta’nın becerileri bu nedenle oldukça saygı görüyor.

Fugu şefi olmak kolay değil

Fugu şefleri kendilerini oldukça rekabetçi olan Japonya aşçılık dünyasının soyluları olarak görüyor.

Miura Usta mutfakta çalışmaya 15 yaşındayken başlamış.

Resmi olarak eğitim 2 yıl sürüyor.

Ancak Miura’nın lisansını almak için pratik sınavına girmesine 20 yaşına gelene dek izin verilmemiş.

Japonya’da insanlar 20 yaşında reşit kabul ediliyor.

Sınava girenlerin üçte biri başarısız oluyor.

Bu nedenle Tokyo yerel yönetiminin fugu balığı aşçılığı lisansı alma kurallarını gevşetme kararı büyük tepki topladı.

Yeni kurallar Ekim ayında yürürlüğe girecek.

Yeni kurallara göre restorantlar hazır aldıkları fugu yemeklerini servis edebiliecekler.

Miura usta ”Bu lisansı almak için biz çok çalıştık. Tokyo’nun en zor sınavını geçtik. Yeni kurallarla bir tane derse giden kişiler fugu servis edebilecek. Biz bu iş için çok para ve zaman harcadık. Ustalaşmak için yüzden fazla balık üzerinde çalışmak gerekiyor. Bu balıkların tanesi binlerce yen değerinde” dedi.

Tokyo’da kurallar diğer bütün Japon şehirlerinden sıkıydı.

Bazı şehirlerde uzun zamandır restorantlar zaten önceden hazırlanmış fugu satabiliyorlardı.

Bugünlerde Tokyo’da bile bu balık bazı süpermarketlerde ve internette satılıyor.

Yetkililer bu nedenle kuralların gevşetilmesi gerektiğini düşünüyor.

Yeni kurallar sayesinde fugu daha ucuz restorantlar ve publarda da satılmaya başlayacak.

Ancak bazıları için bu durum büyüyü bozacak.

Fugu severler bu yemeği rus ruleti oynamaya benzetiyor.

Lüks bir restorantta, ölümlerine neden olabilecek bir yemeği ciddi bir ritüelle yemeyi çekici buluyorlar.

Bazı müşteriler yemeklerini bitirdikten sonra zehir yüzünden dudaklarının karıncalandığını bile söylüyor.

Miura’ya göre ise bu imkansız.

Ayrıca Miura eğer bir müşteri ölürse aşçının onurunu kurtarmak için intihar etmek zorunda kalacağı inancının da bir mit olduğunu söylüyor.

Miura, bir müşteri ölürse aşçı para cezasına çarptırılır, belki de hapis cezasına ancak intihar etmeyecektir diyor.

Transparan fugu dilimeri itina ile hazırlanıyor.

Miura, fugu güveci ve teriyaki sosunda ızgara fugu da hazırlıyor ancak bugün menüde fugu sashimi var.

Çiğ fugunun pek de bir tadı yok. Hangi sosa batırırsanız onun tadını alıyor.

Ve biraz klişe gibi gelebilir ama bence fugunun tadı tavuğa benziyor.

Fugu severlere göre ise bu balığın eşsiz bir tadı var.

Tadından da önemlisi ise dokusu.

Japon mutfağında yiyeceklerin dokuları en az tatları kadar önemli.

 

kaynak:BBCNews

%d blogcu bunu beğendi: